AnasayfaFirma Rehberi Hal RehberiSeri ilan Foto Galeri Web TV RssYazarlarE-GazeteWebmailİletişim 15 Ekim 2018 Pazartesi 11:16
MANŞETGÜNCELEKONOMİPOLİTİKAEĞİTİM SAĞLIKKÜLTÜR-SANATSPORBİLİM VE TEKNOLOJİMAGAZİN
ANTALYA AKSEKİ AKSU ALANYA DEMRE DÖŞEMEALTI ELMALI FİNİKE GAZİPAŞA GÜNDOĞMUŞ İBRADI KAŞ KEMER KEPEZ KONYAALTI KORKUTELİ KUMLUCA MANAVGAT MURATPAŞA SERİK BURDUR AĞLASUN ALTINYAYLA BUCAK ÇAVDIR ÇELTİKÇİ GÖLHİSAR KARAMANLI BURDUR KEMER TEFENNİ YEŞİLOVA ISPARTA ISPARTA AKSU ATABEY EĞİRDİR GELENDOST GÖNEN KEÇİBORLU SENİRKENT SÜTÇÜLER ŞARKİKARAAĞAÇ ULUBORLU YALVAÇ YENİŞARBADEMLİ FETHİYE SEYDİKEMER

ANTALYA HAVA DURUMU
ANKARA

T.C.M.B. DÖVİZ KURLARI
Alış : 5.9042
Satış : 5.9149
Alış : 5.2440
Satış : 5.2787
Alış : 3.4779
Satış : 3.5234



UZM. MEHMET DERİ
mehmet.deri@gmail.com
İSLAM TERMİNOLOJİSİNDE DUA KAVRAMI
14 Mart 2012 Çarsamba - Okunma Sayisi : 2257

İSLAM TERMİNOLOJİSİNDE DUA KAVRAMI

                                      Uzm. Mehmet DERİ

Dua, sözlüklerde çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek; öncelik tanımak, söz vermek, yalvarmak; küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya vâki olan talep ve niyaz; sığınmak, ilgi kurmak; dilekte bulunmak, nida gibi manalara gelir.

Terim olarak ise dua; kulun Allah’a sığınma ve yakarışını, Allah’ın yüceliği karşısında kulun güçsüzlüğünü itiraf etmesini, sevgi ve tazim (yüce bilme) duyguları içerisinde lütfûnu, yardımını ve affını dilemesini ifade eder.

Yine dua, bir kulun Allah’ın yüceliği ve azameti karşısında kendi zayıflığını kavramak yoluyla Allah’ın büyüklüğünü dile getirmesi, O’na yalvarması, O’na hamd etmesi, şükretmesi, O’nu övmesi demektir.

Dua, insanla Allah arasındaki yakınlık ve iletişimdir. Kulun Allah’a yalvarıp O’nun yardımını istemesi, ya bir hayrın, iyiliğin ve nimetin kendisine verilmesi için; ya da bir bela ve kötülüğün üstünden veya bulunduğu ortamdan kaldırılıp yok olması için Allah’a karşı bir ibadet, sevgi ve saygının ifadesidir.

Ayrıca Allah’a sunulacak talepleri sözlü veya yazılı olarak dile getiren metinlere de dua denilir. Salât, namaz manasına geldiği gibi, dua manasına da gelir. Namazda dua ayetleriyle ve diğer dualarla dua ederiz.

Hz. Peygamber (s.a.s.) ise, duayı şöyle tanımlar: "Dua ibadetin ta kendisidir," "dua ibadetin iliğidir, özüdür," “dua müminin silahıdır, dinin direğidir, göklerin ve yerin nurudur.”

Nobel Tıp Ödüllü Dr. Alexis Carrel ise duayı: "Genel bir ruhî mekanizma olmaktan çok, ruhun Allah’a doğru yükselişi ve O’na âşıkçasına kulluk etme durumu olarak" tarif etmiştir.

Duanın ana hedefi, insanın durumunu Allah’a arz etmesi, O’na niyazda bulunması olduğuna göre, dua Allah ile kul arasında bir diyalog anlamı taşır. Bunun gerçekleşmesi için, önce Allah insanı kendi varlığından haberdar etmiş, insan da varlığını benimsediği bu yüce kutsiyet karşısında duyduğu saygı ve ümit sebebiyle kendisinden daha üstün olan bir Yaratıcı ile irtibat ihtiyacını duymuştur. Dua böyle bir irtibat neticesinde insanın bir taraftan kendi ihtiyaç ve eksikliklerinin telafisini, diğer bir taraftan da daha mükemmele ulaşmasını hedefleyen bir diyalog vasıtasıdır. Bir başka ifadeyle dua; sınırlı, sonlu ve aciz varlığın/insanın; sınırsız ve sonsuz kudret sahibiyle/Allah ile kurduğu köprüdür. Bu nedenle tarihin hiçbir döneminde insanlık duadan uzak kalmamıştır.

Dua, insanda fıtrî bir olgudur. Bu sebepledir ki bütün dinlerde dua mevcuttur. Üstün bir varlığa inanan her insan şu veya bu şekilde dua eder. İnsanlar yaşamları süresince üstesinden gelemeyecekleri birçok şeylerle karşılaşmakta keder, sıkıntı, aciz ve ümitsizliklere maruz kalmaktadır. İşte bu nedenle özellikle sıkıntılı zamanlarda Allah’a dua etmek, sadece samimi olarak Allah’a inananlara has bir durum değildir. Allah’a ortak koşanlar da bu gibi durumlarda Allah’a yönelerek O’na dua ederler (bk. Yunus, 10/12; Lokman, 31/32).

Birey gibi, duasız toplum da boşluktadır. Dua etme duyarlılığını yitirmiş böyle bir toplumu, genelde de insanlığı hüzünlü ve ümitsiz bir gelecek karşılayacaktır. Bu konuda Dr. Alexis Carrel şunları söylemektedir: "Ahlakî ve manevî duygular bir toplumun faal unsurları arasında yer alır. Bunlar yok oluşa yönelirse o toplumun kesin çöküşü başlamış ve bağlarından koparak yok olmaya giden vasata girilmiş demektir. Bu sebeple dua ihtiyacını kendinde öldüren bir toplum, pratikte fesat ve çöküşten korunabilecek unsurlara artık sahip değildir. Hiçbir toplum duayı terk etmesi nedeniyle kendini bu denli ölüme hazırlamamış, çöküşe ve alçalmaya maruz kalmamıştır.”

Prof. Dr. Toshihiko İzutsu’nun duaya yaklaşımı ise şöyledir: "Allah’tan insana doğru olan sözlü konuşma vahiy, insandan Allah’a doğru olan sözlü konuşması ise duadır. Dua, insan kalbinin Allah (c.c.) ile konuşması, O’nun nimetini ve yardımını istemesidir. Bu, aşağıdan yukarı (kuldan Allah’a) doğru olan bir sözlü haberleşme çeşididir. Normal olarak insan doğrudan doğruya Allah’a hitabet vasıtasına sahip değildir. Normal kelime alışverişi olabilmesi için iki taraf arasında ontolojik eşitlik bulunmalıdır. Bu, dilin temel prensibidir. İşte bu temel prensibi bozacak bir durum meydana geldiği zaman insan, Allah’a hitap edebilir ve O’nunla konuşma yeteneğine sahip olur. Bu, öyle olağanüstü bir haldir ki, bu halde insan kendi zihnini günlük durumunun üzerinde bulur. Böyle bir durumda insan kafası gerilir gerilir, işte bu noktaya gelince insan, Allah’a doğrudan doğruya söz söyleme noktasına varmış olur. Böyle bir durumda insan normal manada insan değildir (normali aşmıştır). İşte bu olağanüstü durum içinde geçen böyle bir konuşma olayına ‘dua’ denir."

Duanın önemi hakkında Amerikalı ünlü Psikolog Prof. Dr. William James şunları söylüyor: "Bilim ve teknoloji ne derse desin, dünyamız var olduğu sürece insanlar dua ve ibadet etmeye devam edeceklerdir."

Duada insan ile Allah arasında bir ilişki vardır. Fakat bu, aynı seviyede bir ilişki değildir. İnsan zayıf, aciz, küçük ve sınırlıdır. Allah ise kudreti sonsuz ve sınırsız olandır. Dolayısıyla, bu ilişkide bir şey elde edebilme, kendini keşfedebilme/ispatlayabilme durumunda olan insandır. Bununla ilgili olarak Pakistanlı düşünür Muhammed İkbâl şöyle der: "Dua ve ibadet, ister kişisel ister toplumsal olsun kâinatın dehşet verici sessizliği içinde insanoğlunun kendisine bir cevap bulmak için hissettiği derin hasret ve şiddetli arzusunun ifadesidir. Bu, öyle bir buluşun eşsiz sürecidir ki, onunla gerçeği arayan, kendi şahsını inkâr ettiği sırada kendisini ispatlamış olur. Böylece, kâinatın hayatında dinamik ve faal olarak kendi değerini keşfeder.”

Kur’an-ı Kerim’de dua ve türevleri Allah’a yakarma, istek ve ihtiyaçlarını arz ederek O’nun lütfunu dileme, çağırma, bir durumu arz etme, Allah’ın birliğini tanıma, isnad ve iddia etme anlamlarında kullanılmıştır. Dua ve türevleri bu anlamlarıyla hadislerde de sık sık tekrar edilmiştir.

Kur’an’da dua ile ilgili ayetlerin bir kısmında insanların Allah’a dua etmeleri emredilmiş, duanın usûl, adab ve tesirleri üzerinde durulmuştur. (Örn. bk. Bakara, 2/186; Nisâ, 4/32, 117, 134; Ar’âf, 7/29, 55, 180; Yusuf, 12/86; Mü’min, 40/60). Bazı ayetlerde yanlış, yersiz, zamansız ve kabul edilmeyen dualardan bahsedilmiştir. (Örn. bk. Bakara, 2/200; Yunus, 10/12, 22, 106; İsrâ, 17/11; Mü’minûn, 23/99, 100, 106, 107; Kasas, 28/88 Fussilet, 41/51) Bu ayetlerin çoğunda dünyada iken Allah’ı ve O’nun hükümlerini tanımaktan kaçınan, ancak ahirette acı gerçeği anlayıp kötü akıbetleriyle yüz yüze gelince pişmanlık duyacak olanların dünyaya yeniden döndürülmeleri için Allah’a yakarışları anlatılmış, 100’den fazla ayette Peygamberlerin, diğer salih insanların veya toplulukların dualarından söz edilmiştir. İlgili ayetlerde Allah, müminlerin duasına önem vermekte, kişinin yalnız olmadığını, her türlü şartlar altında onun durumunu bilen ve ona yakın bir Allah bulunduğunu hatırlatmaktadır.

Kur’an’a göre dua, bazen hâl diliyle, bazen de sözlü olarak gerçekleşebilir. Hâl diliyle olan dua için Hz. İbrahim (a.s)’in ateşe atıldığı esnada yaşadığı hâl örnek verilebilir. O’nun Allah’a olan teslimiyeti ve güveni çok güçlü bir dua hükmüne geçmiş ve "Ey ateş! İbrahim üzerine soğuk ve selamet ol" buyrularak (Enbiyâ, 21/69) ilahî yardıma mucizevî bir şekilde mazhar olmuştur.

Hadislerde de duanın fazileti, adabı, şartları, kabul edilmesi mümkün olan ve olmayan dualar, dua etmek için en uygun zamanlar (seher vakti, gece yarısı, Kadir gecesi, namaz sonrası, ezanla kamet arası gibi) Hz. Peygamber (s.a.v)’in çeşitli yerlerde ve zamanlarda, çeşitli durumlarda yaptığı özel dualar hakkında bilgi verilmiştir (örneğin yatarken, yataktan kalkınca, namaza başlarken, namaz içinde ve sonrasında, abdest alırken, sefere çıkarken vb. pek çok durumda okuduğu dualar gibi).

Enes bin Malik (r.a.) Rasûlullah (a.s.)’ın çoğu zaman: "Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, pislikten, doymayan azgın nefisten, senden korkmayan kalpten, fayda vermeyen ilimden, kabul olunmayan duadan, bunaklık derecesindeki ihtiyarlıktan sana sığınırım. Kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnelerinden de sana sığınırım" diye dua ettiğini nakletmektedir.

İbn-i Abbas (r.a.) ise, Allah Rasûlü’nün üzüntü ve keder anında: "Ey Allah’ım! Senden başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Azamet ve vakar sahibi ancak Sensin. Sen, arş-ı azam sahibisin. Sen, ancak göklerin ve yerin sahibi, arş-ı kerimin sahibisin" diye dua ettiğini nakleder. Yine Hz. Peygamberimizin en çok yaptığı dualar arasında: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru" (Bakara, 2/201) şeklinde bir duası vardır. Bu dua, Fatiha’dan sonra en çok okuduğu dualar arasındadır. Fatiha Sûresi, bir dua metni olup Allah’ı veciz bir şekilde tavsif ettikten sonra O’na kulluk ve duada ihlâsı insanlığın en büyük arayışı olan (sırat-ı müstakim) doğru yola ulaşmanın içten dileklerini benzersiz bir üslupla ifade eden sözleriyle bütün Müslümanların da en çok okudukları dua metni haline gelmiştir. Allah Rasûlü (s.a.s.) kendini veya diğer fertleri ilgilendiren dualarda bulunduğu gibi, umumu ilgilendiren istekler ve sıkıntılar sebebiyle de dua ederdi.

Dua eden kişi, gönülden ve samimi bir şekilde, duasının inşallah bir gün kabul olacağı ümidiyle dua etmeli, duasında hayırlı şeyleri isteyerek kendisi de o doğrultuda çaba sarf etmelidir. Kişi, duasında samimiyetini tavırlarıyla da ortaya koymalıdır. Örneğin, duasında Allah’ın emirlerine itaat eden samimi bir Müslüman olmayı ifade ediyorsa, hareketleriyle de böyle bir Müslüman olma çabası içerisinde olmalıdır. Duanın kabulünde Peygamberimizin şu hadisi ne kadar yerindedir: "Sizler, iyiliği emretmez, kötülükten sakındırmazsınız. Sonra da dua edersiniz. Duanız nasıl kabul ola!"

Hadislerde bildirildiğine göre; bir tehlike veya zulüm karşısında çaresiz kalan kimse, kalbi tamamen hasbî sevgiyle, anne-baba, başkasının iyiliğini isteyen kimse, toplum için çalışan adil başkan, Allah için oruç tutan kimse, duası geri çevrilmeyecek kimselerdendir. Ayrıca duanın bir günahın işlenmesine veya akrabalık ilişkilerinin kesilmesine yönelik olmaması, kabulünde acele edilmemesi gerekir. Çünkü Hz. Peygamber: “Sizden her birinizin duası, acele edilmedikçe kabul olunur.” buyurmuşlardır, ayrıca Kur’an-ı Kerim’de de: “Müminlerin Allah’a dualarının karşılıksız bırakılmayacağı” müjdelenmektedir (Mü’min, 40/60).

Kur’an, duanın adabına ilişkin olarak bize yalnızca sıkıştığımız zaman değil, her zaman ümit ve korku içinde, samimiyetle duaya devam etmemizi tavsiye eder. "Gerçekten onlar hayırlı işlere koşarlar, ümit ederek ve endişeli olarak bize dua ederler. Bize derin saygı duyarlar"(Enbiyâ, 21/90). Ayette ümit ve korku halinde dua etmemiz istenmiştir ki, bundaki amaç ümit halinde korkuyu, korku halinde de ümidi bırakmayarak daima ikisinin denklik noktasını gözeterek dua etmemiz istenmektedir.

Yine dua ile ilgili ayetlerde duanın yalvararak, içtenlikle,  kendisi işitecek kadar bir sesle, Allah’ın isimlerinden herhangi birisiyle ve sürekli olarak yapılması buyruluyor (bk. A’râf, 7/55, 205; İsrâ, 17, 110; Ahzâb, 33/41, 42). Rasûlullah (s.a.s.) yüksek sesle dua edenleri görünce: "Ey insanlar! Kendinize gelin. Çünkü siz bir sağırı veya uzaktaki birini çağırmıyor, ancak her şeyi işiten ve size çok yakın bulunan Rabbinize dua ediyorsunuz. Sizin kendisine dua ettiğiniz, size bineğinizin boynundan daha yakındır" buyurmuştur.

Kul duasında Allah ile arasında hiçbir engel olmadığını bilir, dua ederken yalnızca Allah’ı düşünür. Dua eden kulun kalbi, Allah’tan başka bir şeyle meşgul olursa duası amacına ulaşamaz. Çünkü Hz. Peygamber: “Allah kendisinden gafil bir kalbin duasını kabul etmez” buyurmuştur. Nefsin istekleri Allah’ın dışındaki sevgiler ve amaçlar duayı hedefinden uzaklaştırır.

Allah’a dua etmenin, O’nun rızasına ulaştırıcı olması yanında kul açısından O’na duyulan yakınlık sonucunda, uzak veya yakın, birçok fayda ve mükâfata vesile olacağına dair hayli belge vardır. Kur’an’a göre Allah’a dua edene, Allah karşılık verir. (Mü’min, 40/60; Bakara, 2/186) Allah’ı anan kimseyi Allah da anar. (Bakara, 2/152). Hz. Peygamber’e göre duanın kabulünde birkaç alternatif söz konusudur. Dua edene istediği şey, ya bu dünyada hemen verilir veya ahirete saklanır yahut üzerinden istediği iyilik kadar bir kötülük giderilir.

Duanın belli bir zamanı yoktur. Ancak hadislerde geçtiği gibi gecenin son üçte birinde, farz namazların sonunda, cihad ederken, ezan ile kamet arasında, yağmur yağarken, secdede iken, seher vakitlerinde (Âl-i İmran, 3/17), Cuma saatlerinde, oruçlunun orucunu açtığı zamanda, Kurban Bayramı arefesinde, Kadir gecesinde yapılacak dualar daha makbüldür, kabul edilme ihtimalleri hayli fazladır.

Kur’an’daki dua ayetleriyle, Peygamberimizin dualarıyla, ya da Selef-i Salihin’e ait me’sur dualarla dua etmek mümkün olduğu gibi, kendi dilimizle, içimizden geldiği gibi dua etmemiz de mümkündür. Hz. Peygamberin bildirdiğine göre bazı kimselerin duasının kabulünde perde yoktur. Bunlar "mazlumlar, misafirler, babanın çocuğuna duası."

Duanın terapik yönü için ise, Dr. Alexis Carrel’in şu ifadesi oldukça yerinde bir tespittir: "Dua, kanseri de iyileştirebilecek en geçerli bir ilaçtır. Her keskin şeylerden daha keskin ve nüfuz edici bir özelliği vardır."  Yine, Carrel duanın:  “İnfilâkî bir tesire sahip olduğunu; bu yolla böbrek iltihabı, ülser, deri, akciğer, kemik veya karın zarı veremi gibi hastalıkları iyileştirdiğini” söylemektedir.

Carrel devamla şunları söylüyor: "Allah ihtiyacı dua ile gerçek ifadesini bulur. Dua bir ızdırap haykırışıdır. Bir yardım dileği, bir aşk ilahisidir. Etkisi her zaman pozitif yöndedir. Duada, sanki Allah bizi dinliyor ve doğrudan bize cevap veriyor gibidir. Dua ile beklenmedik olaylar ortaya çıkabilir, zihinsel bir denge kurulur. Yalnızlık, güçsüzlük ve gayretimizin faydasızlığı duygusu kaybolur."

Amerikan Tıp Şehri Dallas Hastanesi şeflerinden Dr. Dossey, "İyileştiren Kelimeler, İbadetin Gücü ve Tıbbı Tecrübeler" adlı eserinde dua ve ibadetin tansiyon, kalp sektesi, yara, baş ağrıları ve melankoli, paranoyak vb. hastalıklardan muzdarip kimselere nasıl faydalar sağladığını araştırmalarla açıklıyor. Yine Dossey, dinler ve ibadetler üzerine son 30 senedir yapılmış 130 araştırmadan deliller gösteriyor. "İnsan zihni dua durumuna girdiği zaman, dua edilenlerde güzel şeyler meydana geliyor." diyor. Devamla Dossey: "Kendisine dua edilenin bunu bilmesi; nöroloji, hissiyat ve düşünce ile alakalı beyin sahasıyla bağışıklık sistemleri arasındaki bağları harekete geçirebilir." diyor.

Yüce Allah’ın duayı kabul edeceği ümidi dua edenin üzüntü ve kederini hafifletir. Dayanma gücü ve sabır verir, içine rahatlama duygusu yayar. Bu nedenle duada şifa vardır. Meditasyon (düşünce terapisi) etkisi yapar. Dünyada olsun, ahirette olsun her iki durumda da mü’min için duada hayır vardır. Mü’minin bu beklentileri, kesinlikle üzüntü ve tasasını hafifletir, hoşnutluk ve huzur duyar. Rasûlullah, ashabına üzüntü, keder, tasa, uykusuzluk, öfke, uykuda korku, unutma gibi sıkıntılı durumlarında, dua ile yardım istemelerini tavsiye ederdi. Bir hadislerinde: "Belalar ancak dua ile savuşturulur. Ömür, ancak iyilikle artırılır" buyurmuştur.

Modern toplumlar da görülen ruh bozuklukları ve sinir hastalıkları hep ümidini ve manevi desteğini kaybeden inançsız ve ümitsiz kimseler arasında görülür. İstatistikler de ispat etmektedir ki, intiharların önemli bir kısmı inancını, ümidini ve manen desteğini yitirmiş kimseler arasında görülür.

Sonuç itibariyle şunları söylemek gerekir ise; dua, kul ile Allah arasındaki diyalog ve iletişimin zirveye taşındığı bir ibadettir. Mümin kimse, dua ettikçe Allah’a yaklaşır, inancı artar, kulluk bilinci kuvvetlenir. Bu bağlamda duaya köprü vazifesi yükleyerek diğer ibadetlerimize, günlük sosyal hayatımıza çekidüzen veririz. Böylece hem duamızı bilinçli yapmış olur, hem de manen ölmüş olan sosyal ve ibadet hayatımızı yeniden diriltmiş oluruz.

 

BİBLİYOGRAFYA

• Akay, Hasan (1995), İslamî Terimler Sözlüğü, İşaret Yay., 2. bsk., İstanbul.

•Ardoğan, Recep (1998), Kur’an ve İnsan Psikolojisi, İlkadım Yay., Nevşehir.

• Aydın, Hayati (1999), Kur’an’da İnsan Psikolojisi, Timaş Yay., İstanbul.

• Carrel, Alexis (1997), Başarının Sırları (Haz: Ö. Ünlü), Hayat Yay., İstanbul.

•Doğan, Mehmet (1996), Büyük Türkçe Sözlük, İz Yay., İstanbul.

• Ece, Hüseyin (2000), İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yay., İstanbul.

• Eker, Hasan (1998), Dua Bilinci, Denge Yay., İstanbul.

• Erdal, Mesut (1999), "Kur’an’daki Bazı Dualar Üzerine Mülâhazalar", Dicle Üniversitesi İlahiyat F.D., c. 1, Diyarbakır, s. 231-247.

• Eren, Şadi (1994), Kur’an’da Dua, Işık Yay., İzmir.

• Hökelekli, Hayati (1998), Din Psikolojisi, T.D.V., Yay., Ankara.

• İzutsu, Toshihiko (tsiz), Kur’an’da Allah ve İnsan, çev. Süleyman Ateş, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul.

• Marinier, Pierre (1990), Dua Üzerine Düşünceler çev. Sadık Kılıç, Nil Yay., İzmir.

• Necati Osman (2000), Hadis ve Psikoloji, çev. Mustafa Işık, Fecr Yay., Ankara.

• Saygılı, Sefa (2001), Mutluluk Elimizde, Türdav Yay., İstanbul.

• Soysaldı, Mehmet (1996), Kur’an-ı Kerim’e Göre Dua, Yeni Ufuklar Neşriyat, İstanbul.

• Şimşek, Sait (2000), "Dua", Şamil İslam Ansk., c. 2, İstanbul, s. 135-36.

• Şentürk, Habil (1997), Din Psikolojisi, Esra Yay., Konya.

• Şentürk, Habil (2000), İbadet Psikolojisi, İz Yay., İstanbul.

• Ünal, Ali (1998), Kur’an’daki Temel Kavramlar, Kırk Ambar Yay., İstanbul.

Yazarın Son Yazıları
» İNTİHAR EN BÜYÜK CİNAYETTİR
» ŞEFAAT
» SOSYAL BİR İBADET ÖRNEĞİ OLARAK KURBAN
» İSLÂM VE YETİMLER
» KOMŞULUK
» On Beş Asırlık Mucize Kaylûle (Öğle Uykusu)
» ÖTEKİ DİLDE VAR OLMAK: ARAPÇA ÇEVİRİDE EŞDEĞERLİK
» İSLAM TERMİNOLOJİSİNDE DUA KAVRAMI
» OSMANLI'DAN GÜNÜMÜZE ÜLKEMİZDEKİ MİSYONERLİK FAALİYETLERİ
» İSLAMİ LİTERATÜRDE EVLİLİK VE AİLE KAVRAMLARI
» DÜNYAYI YÖNETEN TEHLİKELİ GİZLİ/KÜRESEL ÖRGÜTLER VE ETKİLERİ
» DÜNYAYI YÖNETEN TEHLİKELİ GİZLİ/KÜRESEL ÖRGÜTLER VE BUNUN YANSIMALARI
» FEDAKÂRLIĞIN VE SAMİMİYETİN SEMBOLÜ OLARAK KURBAN İBADETİ
» YENİÇERİ OCAĞI
» KUR’AN VE HADİSLERDE SADAKA KAVRAMI
» ŞERİF HÜSEYİN İSYANI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
» KANAAT EN BÜYÜK HAZİNEDİR
» İNSANLARI BİRBİRİNE YAKINLAŞTIRAN SEVGİ YUMAĞI: HEDİYELEŞMEK
» Malazgirt Zaferinin Müslüman Türk Tarihi Açısından Önemi
» MİLLÎ BİRLİK VE BERABERLİĞİMİZN SEMBOLÜ: ÇANAKKALE ZAFERİ
 
DİĞER KÖŞE YAZARLARI
Ahmet Avcı
Dört Mumun Hikayesi
İDRİS ÖZCAN
SON TAHLİLDE ELMALI
ZAKİR GÜRER
ÖTERSE İYİ DÜDÜK !
HÜSEYİN DENİZ
GÖRMEZSEK OLMAZ 2
MUHAMMET TAŞAN
ŞEHİTLERİN HAYKIRIŞI
HÜSEYİN ALBAYRAK
HAYATİMİZDAKİ MUCİZELER
2010 - 2013 © batiakdeniz.com Tüm Hakları Saklıdır. Hiç bir bilgi ve resim kaynak gösterilmeden kopyalanamaz. yazılım : webustasi.com